Sonunda eve döndüm. Kısa kısa yazayım olan biteni:

  • Atatürk havalanında ananemi kaybettim. 1 buçuk saatlik arama sonucunda, ananemi gideceği uçağın çıkış kapısında bir kadınla sohbet ederken yakaladık. Ananem karşısında polisleri ve zır zır ağlayan bir adet kız çocuğunu gördüğünde “Neoldu bre!?” şeklinde verdiği cevabın beni yıkıp geçirdiğini söylememe gerek yok herhalde.

    Kıssadan Hisse: Bir daha asla 85 yaşında bir adet yaramaz ananeye uçuş kartını da verdikten sonra: “Sen burada uslu uslu otur anane, ben 10 dk. sonra gelicem” deyip tek bırakma.

  • İtalya acayip güzel bir yer. Her yer kendimi cennette zannedebileceğim kadar yemyeşil. Uçakta, otobüste ya da yolda yürürken adım başı The Godfather’dan fırlaşmış tiplere rastlamak mümkün. Ama hiçbirinin konuştuğu İngilizce’den birşey anlaşılmıyor; İtalyanca’dan sonra hız kesmek biraz zor heralde..
  • Venedik, aşık olunan şehirler top 10′una İstanbul’dan sonra 2 numaradan girdi. Çok hüzünlü ve masalsı bir atmosfere sahip bir yer *. Sokaklar o kadar dar ki, karşı apartmandan diğerine bir ayak atıp gidebiliyorsunuz :) Bir de “meydan” kelimesinin hakkını veren San Marco meydanı var ki; denize bakarak saatlerce hayal kurabilirdim sanırım.

  • Brenner Pass‘ı herhangi bir karadeniz köyüyle kardeş köy yapmaya karar verdim :) Brenner Pass, İtalya ile Avusturya sınırında minik bir yer. Ama evlerinin görüşününden, ormanlarına kadar herşeyiyle tam bir karadeniz köyüne benziyor. İlerde tası tarağı toplayıp bu işlerden elimi çekmeye karar verirsem yerleşmeyi düşüneceğim ilk yerlerden biri oldu.
  • Avusturya’da pek az vakit geçirmeme rağmen, pek sevmedim. Ne bileyim. Belki de gitmişken, dağın birine çıkıp kayak yapamayacak kadar meteliksiz olmam yüzündendir :)
  • Almanya’ya ilk gidişim olmamasına rağmen, nedense her seferinde daha çok üşüyorumm.. Su yerine maden suyu içmek, futbol topu büyüklüğünde (peki, abarttım. yarım futbol topu büyüklüğünde olsun) dolmabiber yemek ya da dilimle kavun karpuz almak bana göre değil. Bu kadar kural ve disiplin de bana göre değil ;)
  • Hazır gitmişken, abimin yüksek lisans için başvurduğu Humboldt Üniveristesi‘ni gezdim. Kendimi ciletlesem de oraya giremeyeceğimi bildiğim için sadece iç geçirmekle yetindim :)
  • Bir dükkanda tesadüfen Twin Peaks‘ın DVD setine rastladım. Eski bir dost görmüş gibi seviniyor insan :)
  • Bodrum’a ayak basar basmaz cüzdanımı kaptırdım. Bilimum kimliklerim, çocukluk resimlerimm, anahtarlarım, bir miktar param da uçtu. Burası böyle bir yer değildi ama… ama’sı çok aslında…
  • Her şeye rağmen hoş vakit geçirdim, ama yine de memleketim gibisi yok. Okulların açılmasına da az kaldı; son sınıfayız artık. Şimdi sadece çook çalışmak var * ;)

Not: Merak ederseniz bir kaç Venedik fotoğrafı burada, Almanya’da bir kaç tane de burada ;)