PINguAR.org
I haven’t updated my blog for a along time (but writing about progress of soc to gnome-soc list) because of being too busy about my last exams. I’ll graduate from university in a week (lol I’ll be a computer engineer at last) and now waiting to take my last exam (at this monday) to be free and completely interested in my soc project.
But Gsoc doesn’t let me alone!
Yesterday was a very interesting day, because the biggest national and official TV channel TRT came to my university for making an interview with me! They’ve heard of me about being one of the first students who have being accepted to Gsoc and the first woman who has accepted from Turkey.
I first talked a bit about myself, my soc project, GNOME, Evolution & Seahorse, benefits of Google Summer of Code, etc. . Then they asked me what I’m thinking about Google’s last buyings. I was so excited during the whole interview as being a reserved person, so I don’t know how did I answered like:
“Yes, Google can be a bit monopolist, so the situation can be a bit anxious. But as Google makes our lifes easier with their awesome projects, and they truly know what to do with what,.. hey I can’t say NO to this monopoly!”..
Today another TV channel (but not big as TRT, it’s local TV channel of Canakkale) will make an interview with me, too. Hey, I’m going to be famous ![]()
(more…)
Annem bana “Bela seni seviyor” dedi *. Bilmiyorum belki ben de belayı seviyorumdur ki başımdan sürekli trajikomik olaylar geçiyor
Önceki gece saat 2 sularında çok komik bir şekilde elimi “yardım”. Hastaneye giderken yolda kendimi “trafik kazasında bacakları arabada sıkıştığı için bir daha dans edemeyeceğinden korkan Tanyeli gibi” hissedrek zırıl zırıl ağlamaktaydım (ki bu ağlama 3 dikiş yemeden önce o koca iğnenin bana geliyor olduğunu gördüğümde ve sağ elimin tamamen sargı içinde bir askıyla boynuma sarıldığında da şiddetini arttırarak devam etti).
İnsanın yalnızca sol elini kullablmesi berbat bişey. Solak olmak da berbat bişey; spiralli deftere birşeyler yazmaya çalıştığımda teller elimi acıtıyor, kahveyi fincama dökmeden koyabilmem için vücudumu 90 derece açıyla sola doğru döndürmem gerekiyor vb. Neyse ki mouse yerine touchpad diye bir alternatif var
Bir de her cümlede en az 5-6 typo çıkıyor, mesela yazının buraya kadarki kısmına gelene kadar her üç kelimede bir geri dönüp typo düzeltmek zorunda kalıyorum (biraz da elim alışsın diye yazıyorum buraya aslında, çünkü önümdeki iki hafta çok yoğun
)
Neyse, gösterimdeki penguen filmlerini kritik etmek istiyordum bir ara, zira piyasada bu kadar çok ve böylesine güzel penguen filmeri her zaman olmyor. Kritikleri başka br güne bırakmak zorundayım ama Happy Feet de Farce of the Penguins de birbirinden şirin ve komik filmler, tavsiye ediyorum.
Bir de reklamla karışık haber olsun: Farce of the Penguins’in harika göndermeler yaptığı muhteşem La Marche de L’empereur belgeseli bugün 20.00′da Atv’de. Vakit bulursanız bu kaliteli belgeseli kaçırmayın derim
.
Fazla televizyon izleyen bir insan değilim; vakit sıkıntısından mı, ya da her ne ise; yalnızca yemek yerken televizyon izleyebiliyorum * * * *. Bu nedenden de takip ettiğim dizi pek olamıyor.
Daha önce Necdet Hoca sayesinde tanıştığım, sonra fanatiği haline geldiğim, bilgi işlemde ilk bölümünü izlerken sandalyeden düşmek üzere olduğum(uz), beni “bizim bilgi işlem neden bu kadar renkli değil?“, “hani nerde bizim geek toy’larımız?” gibi derin düşüncelere boğduran ve “Evet, evet! Tıpkısının aynısı bizim bilgi işlemde de oldu!” naraları attığımız süper dizi The IT Crowd‘ın google’ing sonucunda Show+ diye bir kanal tarafından yayınlandığını öğrenmiş; ancak bu kanalın “süpersonik dijiturk x paketi”‘nde olduğuna kanaat getirip hayatımıza IT Crowd’ı DVD’den izleyerek geçirmeye karar vermiştik *.
Fakat, dün tam annemi de bir IT Crowd fanatiği yapmış *, ancak küçük ekranlarda dizi izlemenin keyifli olmadığına dair serzenişlerini dinlerken, tv’de “Ay tiğ kıravd, yarığn $ov pılas’da..” reklamını duydum. Meğer Show+, Dijiturk standart pakette çıkacak kadar alçakgönüllü bir kanalmış
Velhasıl, IT Crowd’ın bugün -hem de ilk bölümünü- saat 21:15′de Show+‘da izleyebilirsiniz. İmkanı olanlar kaçırmasın, yoksa çok şey kaybeder derim.
Eskiler hep der ya; “Eski bayramların tadı kalmadı, neydi o günler..” diye.. Benim böyle serzenişlerde bulunmak için yaşım küçük maalesef; en fazla, eskisi gibi mahalledekilerle birlikte torba torba şeker toplayamadığıma üzülebilirim *.
Ancak, sevmediğim birşey var artık bayramlara dair. Bilirsiniz artık komşulukların nasıl olduğunu.. Kapınızın karşısında oturan insanları bile tanımayanlarımız var (ya da gördüğünde alelacele bir iyi günler savurup kaçan..). Hatta, sırf komşusuyla karşılaşmasın diye, sizi sokak kapısında gördüğü halde, kan ter içinde büyük bir eforla kendisini asansöre atıp kaçanlar bile var *.
Ama gelin görün ki; işte ben bu insanların bayram zamanları, *bayram* kisvesi altında ziyarete gelmelerini de hazmedemiyorum. Bu ikiyüzlülük değil de, ne olabilir? Anlamıyorum…
Ve böyle zamanlarda, -çok afedersiniz- acaba bu bayram kurban yerine
komşuları mı kessem diye içimden geçmiyor deil
(aman, aman.. ciddiye alan olur şimdi; şaka yapıyorum son söylediğim konu hakkında tabii ki
)
Herneyse, dün nette dolaşırken karşılaştığımda, sanki eski bir arkadaşımı görmüş gibi sevindiğim bir oyundan bahsetmek istiyorum: Nethack. Nethack, çok severek oynamış olduğum, şu *rougelike* dedikleri türden bir oyundu. Beni Nethack’le tanıştıran şey ise —Knoppix’e göz atmış herkes hemen hatırlayacaktır— onun grafik versiyonu Nethack: Falcon’s Eye‘dı. İlk başlarda biraz Nox, biraz da Ultima havasına sahip bir RPG oyunu olarak çekici geliyor insana. Bu arada, Nethack’e önyargılı olanlar için hemen söyleyeyim; oyun 85′ten beri * geliştiriliyor ve ilk sürümü 87′de çıkmış. Nethack’in ekran görüntüsü için buraya, Falcon’s Eye için buraya tıkk.
Diğer güzel haber de; yine *rougelike* bir oyun olan Lost Labyrinth’in bugün 2.2.0 sürümünün çıkması.Lost Labyrinth, hoş grafiklere sahip bir *mini nethack* aslında. Ayrıntılı bilgiyi burada bulabilirsiniz.
Dün, abim elinde Madagaskar DVD’siyle gelmiş. Pek kötü olmayan, pek de iyi sayılmaz bir animasyon filmi. Newyork’ta bir hayvanat bahçesinde yaşayan bir kaç hayvan, sonra canı sıkılıp kaçan bir zebra falan.. Sonra arkadaşları kaçan zebrayı geri getirmek için uğraşırken Madagaskar adasına düşerler, ve olaylar gelişir.. Benim asıl koptuğum yer ise, filmdeki penguenler. Öyle komik hareketleri var ki, gülmekten kopmamak elde değil. Buraya da koyayım da tam olsun reklamımız
Ciddi olarak söylüyorum, hepinizin görmesi gerek bu fırlama penguenleri..
.
Özlü SözIt's hard enough to find an error in your code when you're looking for it; it's even harder when you've assumed your code is error-free.
--Steve McConnell, Code Complete