PINguAR.org
WebExpose Ekibi, Linux makinenizde hem IE 5.0 & IE 5.5 & IE 6.0 hem de IE 7.0 sürümlerini nasıl yükleyeceğinize dair bir girdi yazmışlar. Yalnız 7.0 sürümünü arayüzü ile değil de, 6.0′ın rendering motoruna gömülü olarak kullanabiliyorsunuz (ki zaten bizi de IE 7.0′ın getirdiği tab ya da rss okuyucu gibi son teknoloji (!) özelliklerine ihtiyacımız yok
).
Peki, makinamızda her çeşit IE sürümü çalıştırmanın ne gibi mantıklı sebepleri olabilir?
- Linux üzerinde çalışan web tasarımcıları: Sayfalarınızı yalnız Firefox, Opera, Epiphany vb. Linux ile uyumlu web tarayıcılarında değil, aynı zamanda makinanızda Windows beslemek zorunda kalmadan IE üzerinde de test edebilirsiniz (ki nerede bir Windows makina görsem, hemen IE’ı açıp web sayfalarımın nasıl gözüktüğünü kontrol eden - akabinde sayfalarımın bu kadar berbat gözüktüğüne inanamayıp olay yerinden hızla uzaklaşan ben: bu seçeneği kendime önermiyorum
)
- Windows üzerinde çalışan web tasarımcıları: Aynı Windows makinada hem IE 6.0 hem de 7.0 çalıştıramayan * web tasarımcıları bu yolla her çeşit IE üzerinde sayfalarını deneme imkanına sahipler! * *
- Veee… Ailesinde öğretmen barındıran, ve bu yüzden Milli Eğitim Bakanlığı’nın tasarım harikası ILSIS web sitesine login olabilmek için makinasında Windows beslemek zorunda kalan geniş kitle * : Annemi geçen sene emekli ettiğimiz için ihtiyaç duyup denemedim. Bu yüzden İlsis Sistemi her ne kadar “Internet Explorer 5.0 ve üzerindeki versiyonları için hazırlanmıştır.” dese de yine de Windows üzerinde çalışmayan bir IE ile sorun çıkabilir. *.
Bu adreste kurulum işinin nasıl yapıldığı ayrıntılı olarak anlatılmış. Ama WINE’la * mı yoksa bu yolla mı daha güvenli bir IE’ye sahip olunur, bilemiyorum…
Anaokulunu da sayarsak (2+13) yıllık eğitim hayatımda, sevdiğim & eğlendiğim tek ders matematik olmuştur *.
Aslında yeterince cesaretlensem, yüksek lisansımı matematik üzerine yapmak istiyorum (ama matematik bölümünde öğrenim gören birinin aldığı derslerin %90′ını almadığım için şimdilik gözüm korkuyor).
Her neyse. Glumbert‘de “A new way to multiply” diye bir vidyoya rastladım. Nette de bir iki haftadır bayağı ilgi gören bir vidyo.
Aslında yeni bir yöntem falan değil, yine bildiğimiz çarpma ama basit bir “eye-hack” de diyebiliriz buna.
Yukarıdan da görebileceğiniz gibi, her rakamı çizgilerle ifade ediyoruz (3 rakamı için 3 çizgi). İki sayıyı birbiriyle çarptığımız noktalar zaten çizgileri kesiştirdiğimiz noktalar olduğundan, klasik çarpma işlemini gerçekleştiriyoruz aslında. Ama bunu, “çizgilerin üzerindeki noktaları sayma” eylemine indirgediğiniz zaman ilginç bir yöntem gibi geliyor.
Metot büyük sayılar için oldukça elverişsiz fakat küçük sayılarda işe yarıyor. Bir de biraz üzerinde uğraşılsa Napier’in Kemikleri‘nin yandan yemişi olacak gibi geldi bana
Vidyoyu buradan izleyebilirsiniz.
Fazla televizyon izleyen bir insan değilim; vakit sıkıntısından mı, ya da her ne ise; yalnızca yemek yerken televizyon izleyebiliyorum * * * *. Bu nedenden de takip ettiğim dizi pek olamıyor.
Daha önce Necdet Hoca sayesinde tanıştığım, sonra fanatiği haline geldiğim, bilgi işlemde ilk bölümünü izlerken sandalyeden düşmek üzere olduğum(uz), beni “bizim bilgi işlem neden bu kadar renkli değil?“, “hani nerde bizim geek toy’larımız?” gibi derin düşüncelere boğduran ve “Evet, evet! Tıpkısının aynısı bizim bilgi işlemde de oldu!” naraları attığımız süper dizi The IT Crowd‘ın google’ing sonucunda Show+ diye bir kanal tarafından yayınlandığını öğrenmiş; ancak bu kanalın “süpersonik dijiturk x paketi”‘nde olduğuna kanaat getirip hayatımıza IT Crowd’ı DVD’den izleyerek geçirmeye karar vermiştik *.
Fakat, dün tam annemi de bir IT Crowd fanatiği yapmış *, ancak küçük ekranlarda dizi izlemenin keyifli olmadığına dair serzenişlerini dinlerken, tv’de “Ay tiğ kıravd, yarığn $ov pılas’da..” reklamını duydum. Meğer Show+, Dijiturk standart pakette çıkacak kadar alçakgönüllü bir kanalmış
Velhasıl, IT Crowd’ın bugün -hem de ilk bölümünü- saat 21:15′de Show+‘da izleyebilirsiniz. İmkanı olanlar kaçırmasın, yoksa çok şey kaybeder derim.
Hepimiz Novell & Microsoft ortaklığının akabininde (sonunda) SUN’ın Java’yı GPL yapmasıyla gelen manevraya sevineduralım, ilginç bir haber de TIME dergisinden geliyor.
/.‘daki habere göre, Linus, Time dergisinin Avrupa sürümünde Son 60 Yılın Kahramanları‘ndan biri seçilmiş. Dergide Linus hakkındaki yazıda onun adını almış bir asteroid olduğundan, babasının komunist olduğu gibi enstantanelere de değinilerek * * henüz 21 yaşındayken dünyayı değiştirdiğinden bahsedilmiş. Tabii camianın büyük bir kısmı, Stallman dururken neden Linus’a “kahramanlık” ünvanı verildi diye bir flame’e girdi. Evet, ikisi de güzel işler yapmışlar, evet, tabii ki Linus arkasına heyecanlı hacker kalabalığını almasaydı, GNU olmasaydı, dı. dı.. dı… ortaya böyle büyük işler çıkmazdı (ama bence hangisinin kahraman ilan edildiği, daha çok hangisinin daha magazinel durduğuyla ilgili). Hak ediyor muydu, etmiyor muydu, kahraman nedir, kime denir?… *

Tabii bu, artık Linux’a, açık kaynağa ne kadar ciddi bakıldığının da bir göstergesi. Ama bence asıl heyecan verici şey, henüz 21 yaşındayken bu maili atan bir adamın yaklaşık 15 yıl sonra son 60 yılın en önemli insanlarından biri seçilmesi. Bence böyle bir destek & teşvik ve onurlandırmada hiçbir sakınca yok.
Şimdi hemen başka bir konuya atlayalım, ve 1. Geleneksel Özgür Yazılım Günleri’nden bahsedelim
Elbette insan 250 kişilik salon hınca hınç dolsun, herkes çoşkuyla seminerlere katılsın vs. diliyor ama; bu iş sadece öğrenci bazında bitmiyor. Öğrenciler; öğretmenlerini & öğretim görevlilerini örnek alıyorlar. Öğrenciler tüm uğraşmalarımıza rağmen Özgür Yazılım kavramının kendileri için ne kadar büyük bir fırsat olduğunu anlamakta diretiyorlarsa da, bence Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğretim görevlisi & üyesi olmaya hak kazanmış insanların da hala bu kavramın ne olduğu hakkında bilgi sahibi olmacak kadar yetersiz olmaları bence büyük bir ayıptır. Bugün o salonda zaten etkinliğin düzenlenmesinde birebir rol alan Necdet hocadan başka hiçbir öğretim görevlisinin olmaması çok daha büyük bir ayıptır.
Buna rağmen, sürüden olmayan 40-50 öğrenci bugün çok güzel vakit geçirdiler. Önce Sayın Köroğlu’nun “Linux Nedir? [Geyik MOD=ON]” semineriyle bilgilerini tazelediler, sonra da Çağlar’ın “Pardus Semineri [Acı ama Gerçek MOD=ON]” semineriyle, aslında dış hayatta onları nasıl zorlu, nasıl mücadeleci bir hayat beklediğinden haberdar oldular. Çoğu öğrencini düştüğü; “sadece okulda öğrendikleriyle yetinme” hatasının, aslında onlara nasıl büyük bir kötülük yaptığını anladılar.
Kısacası gayet verimli ve doyurucu seminerler oldu katılımcılar için. Yarınki seminer dizisinin daha fazla katılımcı ağırlamasını ümit ediyorum.
“Türk demek, Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene…” - M. Kemal Atatürk
Bugün ÇOMÜ Linux Belgelendirme Çalışma Grubu‘nun 1. yıldönümü. 1 yıl içinde çoğu NASIL belgeleri ve kılavuzlar olmak üzere toplam 51 belge çevrildi, güncellendi ve yazıldı.
Bir süre sonra daha da aşkla geliyoruz, gözünüz burada olsun.
Bu günde; “Atam, izindeyiz…” demeyi bir parça hakkettik diye düşünüyorum
Bugün 1 yaşıma daha girmenin armağanı (!) olarak kendime PINguAR.org‘u hediye ettim
Sonunda eve döndüm. Kısa kısa yazayım olan biteni:
Kıssadan Hisse: Bir daha asla 85 yaşında bir adet yaramaz ananeye uçuş kartını da verdikten sonra: “Sen burada uslu uslu otur anane, ben 10 dk. sonra gelicem” deyip tek bırakma.
Not: Merak ederseniz bir kaç Venedik fotoğrafı burada, Almanya’da bir kaç tane de burada
İmkan buldukça yaz tatillerimin bir kısmını yurtdışında geçirmeyi seviyorum. Bu yazla ilgili de yaklaşık 1 senedir hayalini kurduğum bir yol haritam vardı (hatta buraya da koyayım.. koydum). Geçen hafta stajımı da bitirdikten sonra (aslında stajda bilgisayarımın bana ettiği oyunları da yazmaya kalksam alt alta bayağı bir blog girdisi girmem lazım.. ama kimsenin aggregrator yamasına (selamlar, sayın köroğlu
) yem olmayı gözüm yemediği için, şimdilik vazgeçiyorum).

Herneyse, dedik ya yol haritası diye . Başlangıç Türkiye, varış Almanya. Ama illa tatilin de gözünü çıkartacağımdan ikisinin arasına maksimum görülecek yerleri sığdırmam gerek. Uzatmayayım, oturduk kararlaştırdık, anane memleketi diyerek önce yine Yunanistan’da bir miktar kalalım, sonra gemiyle İtalya’ya geçelim; orada da biraz kaldıktan sonra Avusturya, ve nihayet Almanya’ya kapağı atalım dedim. Demez olaydım. Sonunda başıma bir daha asla Yunanistan’a giremeyeceğimi garantiliyecek işler açtım (tamam, o kadarı latife. Ama bir daha Yunanistan vizesi için kendimi bu durumlara düşürecek değilim).
İnsanın “Neden??” diye sorası geliyor, hatta bağırası. “Nedennnn?”. Bu önyargı, bu üstünlük, adam yerine konmama -ya da artık adı her ne ise- “Neden?”. Normalde çoğu ülke yeşil pasaporta ek vize istemezken, Yunanistan’ın Türk vatandaşlarından istemesini bir kenara bıraktım; daha konsolosluğa adım attığınızdan soru sormak için ağzınızı aralamanız zarfında görevlilerin size bakışları bile arkanızı dönüp gitmeniz gerektiğini hissettiriyor. Zaten bırakın canım, Türkçe falan konuşmuyoruz, o Yunanca, ben el kol & tarzanca.. Küçücük bir sürgülü pencereden konuşuyoruz bu arada. Ve burası İzmir’deki Yunanistan konsolosluğu (!) Hayır, orta çağda falan da değiliz, yani zülfikarımı çıkarıp * * adamın gözünü falan oyma gibi bir olasılık da yok. Alt tarafı vize için başvuracağım. Neyse sonunda adamın ağzından 10 ile 12 arası açık olan konsolosluğa sabah 8′de gitmem gerektiğini bu yüzden hiçbir formu da teslim edemeyeceğimi anladım (bu arada saat daha 11). Üstelik turist vizesi alırsam oradan İtalya’ya geçemiyormuşum, bunun için almam gereken transit vizeyi de (bu nasıl bir lüks ise artık) kesinlikle vermiyorlarmış. Zaten kıyamet de burada koptu. Formda dana gibi “transit vize” seçeneği varken, neye dayanarak ben bu vizeyi talep edemiyorum? Cadılık tuttu bir kere, o sürgülü pencereyi 6-7 kere açtırdım, haklarımı (!) nafile sorup durdum. Ama sorduğum soruların cevaplarını dahi alamadım. Sadece “Vermiyoruz, bu kadar” cevabından başka..
Herneyse, sonunda cinnet geçireceğim falan derken [”batsın bu dünya” MOD = ON] yaptım, Türkiye’den İtalya’ya uçakla, oradan da eski plana devam kararı verdim. Şimdi ben şu meşhur zeytin dalını ne yapayım.. bilemiyorum. Bu yazıdan da Yunan karşıtlığı falan çıkmasın, yok öyle bir şey. Zaten anane memleketi de dedik
Ama “bir vatandaşın vize feryadı” olarak anlaşılabilir bu yazı.
Yine de hem eğlenceli, hem birazcık yorucu bir yıl oldu. Normalde tatile iş götürme derler ama ben projemde kalan bir kaç minik bug’ı da ayıklamak üzere alıp, tatile gidiyorum
Rainbow Warrior 16 Temmuz’da İstanbul’a geliyor!
Rainbow Warrior, bu sene kendini Akdeniz’e adamış durumda. 1 sene sürecek turun amacı dünya denizlerinin kaderini değiştirebilmek. Aslında Rainbow Warrior’u bu kadar efsaneleştiren olayları da unutmamak/hatırlatmak gerek.
Rainbow Warrior (ilki) 1950′lerde yapılmış bir balıkçı teknesiydi. 70′lerde Greenpeace üyelerinin özverili çalışmalarıyla onarılmış ve suya indirilmişti. 1985 yılında Fransa’nın yapacağı nükleer denemeleri protesto amacıyla Auckland limanından hareket etmeden önce, Fransız gizli ajanları tarafından gemiye patlayıcılar yerleştirilerek batırılmış ve Greenpeace fotoğrafçısı Fernando Pereira boğularak can vermişti. Hatta bu olay uluslararası mahkemeye çıkacak kadar büyümüş ve Fransız ajanları suçlu bulunmuştu.
16 Temmuz’da İstanbul’a gelecek RW takdir edersiniz ki, yukarıda bahsettiğim gemi değil. Şu anki RW, yine 1950′lerde yapılmış ve onarım gördükten sonra RW’ın batırıldığı gün Hamburg limanında tanıtılan bir balıkçı teknesi. Ve o bir efsane…*
Her zaman denildiği gibi: üşenme, erteleme, vazgeçme! Ama staj yüzünden Çanakkale’de olduğum için son yılların en önemli olayını da afiyetle kaçıracağım tabii ki…
Eğer İstanbul’daysanız gelecek pazar tüm işlerinizi iptal edin ve Rainbow Warrior’u keşfe çıkın. Çünkü bunu hak ediyor…
Özlü SözCopy and paste is a design error.
--David Parnas