PINguAR.org
Bazen mp3 ararken Google’i kullanıyorum, çok uç şarkılar dışında genelde istediğimi bulabiliyorum. Tabii en önemlisi ararken kullandığınız parametreler, çünkü fake içeriklerle karşılaşma olasılığınız çok oluyor mp3, divx vs. aratırken. Benim kullandığım parametreler şöyleydi:
intitle:"index.of" "parent directory" "size" "last modified" "description" [snd] (mp4|mp3|avi|flac|aac|ape|ogg) -inurl:(jsp|php|html|aspx|htm|cf|shtml|lyrics-realm|mp3-collection) -site:.info
Fekat az önce, yukarıdaki işkenceye daha fazla katlanamayacağımı fark edip, bunun bir firefox eklentisini yapayım dedim. Bu adresten indirebilirsiniz (hatta Roxette ve Look parametrelerini vererek denemenizi öneririm
)
Eklentiler ve search engine’ler ile ilgili araştırırken, karşıma OpenSearch çıktı. Opensearch a9.com tarafından geliştirilmiş ve pek çok tarayıcı tarafından desteklenen bir format ve bunu kullanarak istediğiniz arama sonucunu üretebilirsiniz.
Fazla ayrıntısına girmeden, yaptığım eklentiyi açıklayayım: (more…)
Evet, evet.. Cadılar Bayramı’nda Riverside konserindeydik efendim.. Diğer 50 fan ile beraber!
Taa Polonya’dan minibüslerine atlayıp, alet edavatlarıyla beraber Türkiye’ye konser vermeye gelen Riverside, en azından daha çok dinleyiciyi hakediyordu (tabii mekanın Heyal Kahvesi olduğunu göz önünde bulundurursak, daha fazla dinleyicinin olmadığına şükretmek lazım).

Riverside, her zamanki gibi çıldırtacak mütevazilikte idi (konserden 15 dk. önce, dandirik bir büfede yemek yerken gördük kendilerini de, tüm teenage mutant’lığımızla, yanlarına gidip “bir fotoğraf abi” diyemedik
). Ama bu sefer, kendileri de “bu kadarı fazla” demiş olacak ki, konser sırasında mekana güzelce saydırdılar (durumun vahimliğini özetleyici ek bilgi: Piotr üst kata çıkan merdivenin 2.ci basamağında ikamet etti konser boyunca..).


Bloglines, kullanıcılarını Bloglines Beta‘yı denemeye ve geribildirime davet ediyor. Beta ile, Bloglines tamamen yeniden dizayn edilmiş ve Ajax ile geliştirilmiş drag & drop özelliği, feed arayüzleri için 3 farklı seçenek gibi güzel özellikleri var. Buradan tanıtım vidyosunu izleyebilir ya da direkt kendiniz test edebilirisniz. Daha da ayrıntılı bilgi burada.
Girdiye “yeap!” diye başlamam gayet doğal olacak sanırım, çünkü birbiri ardına gelen konser haberleri İstanbul’u bir progresif gathering mekanına çevirecek cinsten. DT ve PoS ve Riverside‘ı kaçırdığıma üzülürken, dün Serdar’dan Riverside‘ın Ekim’de geleceği haberini aldım. Zaten uzun zamandır Riverside’da bir Anathema, Orphaned Land ya da RC kaderi bekliyordum.. -üzerine bir de mütevazilik hedesi eklenince- sanırım artık bu elemanları ay aşırı TR’de göreceğiz
Az önce yanlışlıkla sayfa yaratayım diye girdi yaratıp, farkettikten sonra hemen silsem de RSS okuyucular (en azından Google Reader) yazıyı çekmiş gözüküyor. Neler olup bittiğini açıklayayım bare
Bana göre iyi bir Web2.0 servisini iyi yapan şeylerden biri servisi ne kadar kişiselleştirebildiğimdir (diğer önemli kıstasım bilimum her zamazingo için RSS feed’i vermesidir). Youtube, favori videolarınızı herhangi bir arayüzde sitenize eklemeye olanak veren bir servis vermiyordu. Hatta sırf bu yüzden geçenlerde Tumblr’da sevdiğim videoları topladığım bir log açmıştım >> videolog.tumblr.com (more…)
“Nasıl yani?” dediğinizi duyar gibiyim. Az önce keşfettiğim bir site sayesinde, Youtube’ün kısa zamanda yeni mp3 download cennetine dönüşeceğini düşünüyorum (sanırım bu durum yakında müzik şirketlerini de rahatsız edecek).
Bildiğiniz gibi Youtube’den izlediğimiz video’ları FLV formatıyla kaydetmemizi sağlayan bir çok site ve Firefox eklentisi mevcuttu. Daha sonra piyasada flv converter programları sık sık görür olduk. Henüz beta yayınındaki Vixy.net ise çoğumuzun işine yaramayan flv formatını AVI, MOV, MP4, MP3 ve hatta cep telefonları için 3GP formatına! çeviren bir site. Yalnızca flv dosyasının url’sini yazıp istediğiniz formatı seçtikten sonra “Start” düğmesine tıklamanız yeterli. Benim en çok işime yarayan 3GP oldu, sevdiğim video’ları cep telefonuma depolayabilecek olmam harika
Öte yandan girdinin başlığına geri dönelim. Youtube uzun süredir yeni çıkan şarkıları incelemek, ve sık bulunamayan şarkıları dinlemek için sıkça kullanılıyordu. Bu gibi siteler sayesinde tek bir tıkla izlediğiniz müzik video’sunu mp3 olarak kaydedebilmeniz hem yeni bir download mecrasını hem de yeni bir hukuki müzik savaşı boyutunu ortaya çıkarak gibi gözüküyor. Nitekim mp3′lerin kalitesi azımsanmayacak cinsten.
Örneğin Lacrimas Profundere‘in çok sevdiğim ve uzun zamandır dinlemediğim Amber Girl şarkısına bakalım. Şarkının video adresini Vixy.net‘e yazıyorsunuz ve karşınıza aşağıdaki kalitede bir mp3 geliyor (üstelik ~ 7 mb’lık video’dan ~ 1 buçuk mb’lık bir mp3 çıkıyor):
Jon Oliva‘nın müzik piyasasındaki “has” adamlardan olduğunu bilenler bilir Jon Oliva, Savatage’dan ayrıldıktan sonra (sanırım kardeşi Criss‘in (ki o da erken yaşta yitip giden süper gitaristlerden biriydi) ölümü yüzünden bu adı verdi grubuna) kurduğu Jon Oliva’s Pain grubuyla kariyerine devam ediyor. Bu arada grubun elemanlarının çoğu Circle II Circle‘ın elamanlarından oluşuyor (ki tesadüfe bakın Jon, Savatage’dan ayrıldıktan sonra yerine gelen Zak‘ın (ki o da fevkalaldenin fevkinde bir beyfendidir, One Child ile zamanında beni benden almıştır) grubuydu C2C). İşte az önce bahsettiğim yeni albüm, 2006′nın sonlarına doğru Jon Oliva’s Pain’den çıkan Maniacal Renderings. Siz beğenir misiniz bilmem ama albümdeki Time to Die, Maniacal Renderings, Through The Eyes Of The King gibi parçalar bir klasik olabilir ve gerçekten çok sertler (gaz gaz..
). Hatta hemen Through The Eyes of the King‘i dinleyelim (jon baba beni affet.. nette hiç sample bulamadım albüme dair, mp3leri yarıda kesecek teknoloji ve yetenek de henüz bende yok
):
Through The Eyes of the King:
Gelelim Jon Oliva’nın Savatage’ın o muhteşem senfonikliğini entegre ettiği süper grup Trans Siberian Orchestra‘ya.. Fazla söze gerek yok, aşağıdaki şarkıyı dinleyin diyorum
Wizards in Winter:
Not: Bu yazıyı bir hışımla yazdığım için gruplara link vermeye & resim koymaya takatim ve zamanım kalmadı.. ilgilenirseniz artık bir Google’larsınız
İyi dinlemeler!
Daha önce de yazmıştım, müzik piyasası son yıllardaki en hareketli aylarını yaşıyor. Aslında kritik edeceğim onlarca albüm birikti ama vakit bulup yazamıyorum. O yüzden bugun 3 single ve 1 albümle yetineceğiz
Baştan bir liste yapayım:
Blind Guardian - Another Stranger Me
5 Mayıs- Blind Guardian Ankara konseri uzun zamandır gitmeyi planladığım, her seferinde tam biletleri satın alacakken çıkan aksilikler yüzünden gidemediğim bir konserdi. Bu seferlik single ile idare etmek zorundayız, ne yapalım..
Single’daki Another Stanger Me şarkısı bana BG’ın hafiften progresife kayıyor olduğunu düşündürttü. Bir power-progressive durumu sözkonusu. Şarkı adından da tahmin edilebileceği gibi, psikiyatride en çok ilgimi çeken ve en sevdiğim * hastalık olan şizofreniye müzdarip bir adamdan bahsediliyor (en azından klipte böyle bir adam var,..).
Single’daki diğer şarkılar:
Zaten myspace’den uzun zamandır dinlemekteydik single’a ait parçaların özetlerini.. En hit parça The Enemy olsa da ben Beneath Black Skies’ı daha çok sevdiğimi söylemeliyim.
Aslında Nick’in sesini Shattered‘da olduğu gibi gaddarca ve tok kullanmasından yanayım (ki Savatage’ın One Child’ını Zak gibi söylediğini hayal eder dururum..).
Single’daki diğer şarkılar:
Okumaya devam edin.. (more…)
Not: Az sonra okuyacaklarınız şimdiye kadar bu günlüğe yazdığım en kişisel yazılardan biri olacak. O yüzden dilerseniz hemen notlar kısmına, sonra da sağ menüdeki ankete zıplayabilirsiniz.
Bir süredir hayatı sorgular durumdayım: sanırım gerçekten hayatta ne yapmak istediğimi anlamadım (ya da anlamamıştım). Örneğin üniversitenin 1. sınıfından beri sürekli akademik kariyer yapmayı düşünürken, artık (en azından bir süre) üniversite’de çalışmayı düşünmüyorum. Yüksek lisans öğrencisi olacağım elbette, ondan kaçış yok.
Açıkçası beni birazdan açıklayacağım kararlar, bir süredir bazı sağlık sorunları yaşamam yüzünden “bir anda” aldığım şeyler. 5 sene sonra arkama dönüp baktığımda, “vay be, gençliğimi nasıl da harcamışım” demek istemiyorum. Uzun lafın kısası aslında kendimi pek sorgulamayan, hayatıma çevremin/ailemin/arkadaşlarımın yön vermesinden son derece rahat/mutlu ve vurdumduymaz olan biriyken şimdi kendi hayallerim doğrultusunda hareket etmeye karar verdim. Bu yüzden üniversiteye girdiğimden beri bir kenara attığım müzik eğitimime devam etme kararı aldım. Bu konuda pek heyecanlıyım. Nasıl olsa yaklaşık 1 ay sonra İstanbul’a taşınacağım için, önümüzdeki sene vaktimin büyük bir kısmını henüz kabul edilip edilmeyeceğimi bilmediğim için adını söylemek istemediğim (çok esrarengiz oldu biliyorum ama kabul edilmezsem de rezil olmak istemiyorum
) bir yerde müzik eğitimime ayıracağım (ancak okul masraflarımı karşılamak için iyi bir işe girmem gerekiyor tabii, bu yaz onun da çaresine bakacağım umarım).
Necdet hocam “gene mi
” diyecek ama, müzikle ilgili yazacağım bir günlük açtım kendime. Tam şurada. Genel olarak gitar teknikleri/albüm incelemeleri kısaca herşey müzikle ilgili olacak. Ancak bu yazılarımı bu günlükten ayrı tutup tutmama konusunda kararsız kaldım. Her zaman Linux/Özgür Yazılım harici konulardan olabildiğinde uzak tutmak için çaba verdiğim bu günlüğüme müzik gibi bir konuda yer vermek iyi mi kötü mü açıkçası bilemedim. Bu yüzden günlüğün sağ menüsünde ve bu girdide gördüğünüz gibi bir anket yaptım. Sanırım bir hafta burada kalacak. Sonuçlara göre yazılarımı o günlükte ya da burada yazacağım, hadi bakalım
Not#1: Bu arada Umut, Köy Öğretmenleri diye bir projeye imza atmış. Daha sonra daha detaylı yazacağım, bilgileri buradan öğrenebilirsiniz. Ancak projenin daha geniş kitle için duyurulması açısından herkesin Link/Blogroll’una eklemesini rica ediyorum.
Not#2: Bir de siteme Yiit‘ten araklama bir efekt ekledim.
Sitenin içeriğini apaçık gösterememekten dertliydim, artık pek şukela bir site haritam olduğunu söylemek isterim![]()
* Cem Köksal: Set Me Free!! albümünün süper parçalarından Life’ın giriş sözleri..
Özlü SözCopy and paste is a design error.
--David Parnas