PINguAR.org
İş güçle uğraşmaktan, “bugün-yarın yazarım” dediğim şey, sonunda Didem’in son girdisine düşmüş.
Kısaca yazayım madem.
Bu ay başından itibaren, Parkyeri‘ndeki görevimden ayrılıp, Tübitak UEKAE‘de Pardus geliştiricisi olarak çalışmaya başladım (olay, günlerden bir gün –Barcamp‘te Faik ile Gökmen‘in aklımı çelmesi ile oldu aslında
(sonradan gelen edit: bu “akıl çelme” olayı, Parkyeri’nden Pardus’a geçmem için değil, bu ay başında başlayacağım IBM’den Pardus’a geçmek için bir akıl çelme idi. Doruk uyarmış beni yanlış anlaşılma için, bunu da böyle düzelteyim dedim.))
Pardus ile ilgili yazacaklarıma, bu adresteki yeni günlüğümden ulaşabilirsiniz

Bloglines, kullanıcılarını Bloglines Beta‘yı denemeye ve geribildirime davet ediyor. Beta ile, Bloglines tamamen yeniden dizayn edilmiş ve Ajax ile geliştirilmiş drag & drop özelliği, feed arayüzleri için 3 farklı seçenek gibi güzel özellikleri var. Buradan tanıtım vidyosunu izleyebilir ya da direkt kendiniz test edebilirisniz. Daha da ayrıntılı bilgi burada.
GNOME TOPLULUĞU YAZILIM ÖZGÜRLÜĞÜNÜN, YENİLİĞİN VE ENDÜSTRİ BİRLEŞMESİNİN 10. YILINI KUTLUYOR
Boston MA, USA — 15 Ağustos, 2007 — GNOME’un bir aylık dünya genelindeki 10. yıldönümü bu hafta, Eylül ortasında GNOME 2.20 sürümü ile taçlandırılmak üzere başlıyor. Kutlama haftası boyunca, GNOME katılımcıları on yıllık geçmişin hoş anılarını barındıran wiki sayfası, ve GNOME topluluğu üyelerinin “Açık Kaynak” tariflerini barındıran bir yemek tarifleri kitabı hazırlıyorlar. (more…)
Girdiye “yeap!” diye başlamam gayet doğal olacak sanırım, çünkü birbiri ardına gelen konser haberleri İstanbul’u bir progresif gathering mekanına çevirecek cinsten. DT ve PoS ve Riverside‘ı kaçırdığıma üzülürken, dün Serdar’dan Riverside‘ın Ekim’de geleceği haberini aldım. Zaten uzun zamandır Riverside’da bir Anathema, Orphaned Land ya da RC kaderi bekliyordum.. -üzerine bir de mütevazilik hedesi eklenince- sanırım artık bu elemanları ay aşırı TR’de göreceğiz
Bilgi işlemde zaman zaman “Internet’i offline olarak gezme”ye dair geyikler döndürürdük. Uzun zamandır Internet = Google olduğundan sanırım bu esprimiz gerçek oluyor. Google Gears, Google’ın en son oyuncağı. “Offline çalışma”dan kasıt Google Reader gibi Google uygulamalarının verilerini ilişkisel bir veritabanında tutması ve kaynakları yerel olarak bilgisayarınızda depolaması.
Buradan Firefox eklentisini kurup Google Gears uygulamasının bilgisayarınıza veri indirmesini onaylayarak kullanmaya başlayabilirsiniz (henüz beta). Google Reader feed’leri bilgisayarınıza depolarken >>.
Bu arada son finallerim (sonunda okul bitiyor
) olduğu için yazmaya fırsat bulamadım. Sevdiğim tüm Web 2.0 siteleri devler tarafından yutulmaya devam ediyor. Favori sitelerimden Youtube ve Blogger‘dan sonra Feedburner‘ı da Google’a kaptırdık. Aslında sözkonusu Google olduğu sürece (ne de olsa o almasa diğerleri alacak) “aman yarabbi tekel oluşuyor” diye pek üzülmüyorum. Ama hep Google’a yar olacağını düşündüğüm Last.FM‘i CBS gibi bir radyo tekeline kaptırmak beni üzdü. Aslında Google’ın en büyük eksiklerinden biri müzik piyasasına dair kayda değer bir uygulaması ve del.icio.us’a rakip bir sosyal imleme sitesinin olmaması. Aslında dilimin ucunda bir iki isim var, ama bekleyelim ve görelim diyorum
Jon Oliva‘nın müzik piyasasındaki “has” adamlardan olduğunu bilenler bilir Jon Oliva, Savatage’dan ayrıldıktan sonra (sanırım kardeşi Criss‘in (ki o da erken yaşta yitip giden süper gitaristlerden biriydi) ölümü yüzünden bu adı verdi grubuna) kurduğu Jon Oliva’s Pain grubuyla kariyerine devam ediyor. Bu arada grubun elemanlarının çoğu Circle II Circle‘ın elamanlarından oluşuyor (ki tesadüfe bakın Jon, Savatage’dan ayrıldıktan sonra yerine gelen Zak‘ın (ki o da fevkalaldenin fevkinde bir beyfendidir, One Child ile zamanında beni benden almıştır) grubuydu C2C). İşte az önce bahsettiğim yeni albüm, 2006′nın sonlarına doğru Jon Oliva’s Pain’den çıkan Maniacal Renderings. Siz beğenir misiniz bilmem ama albümdeki Time to Die, Maniacal Renderings, Through The Eyes Of The King gibi parçalar bir klasik olabilir ve gerçekten çok sertler (gaz gaz..
). Hatta hemen Through The Eyes of the King‘i dinleyelim (jon baba beni affet.. nette hiç sample bulamadım albüme dair, mp3leri yarıda kesecek teknoloji ve yetenek de henüz bende yok
):
Through The Eyes of the King:
Gelelim Jon Oliva’nın Savatage’ın o muhteşem senfonikliğini entegre ettiği süper grup Trans Siberian Orchestra‘ya.. Fazla söze gerek yok, aşağıdaki şarkıyı dinleyin diyorum
Wizards in Winter:
Not: Bu yazıyı bir hışımla yazdığım için gruplara link vermeye & resim koymaya takatim ve zamanım kalmadı.. ilgilenirseniz artık bir Google’larsınız
İyi dinlemeler!
Daha önce de yazmıştım, müzik piyasası son yıllardaki en hareketli aylarını yaşıyor. Aslında kritik edeceğim onlarca albüm birikti ama vakit bulup yazamıyorum. O yüzden bugun 3 single ve 1 albümle yetineceğiz
Baştan bir liste yapayım:
Blind Guardian - Another Stranger Me
5 Mayıs- Blind Guardian Ankara konseri uzun zamandır gitmeyi planladığım, her seferinde tam biletleri satın alacakken çıkan aksilikler yüzünden gidemediğim bir konserdi. Bu seferlik single ile idare etmek zorundayız, ne yapalım..
Single’daki Another Stanger Me şarkısı bana BG’ın hafiften progresife kayıyor olduğunu düşündürttü. Bir power-progressive durumu sözkonusu. Şarkı adından da tahmin edilebileceği gibi, psikiyatride en çok ilgimi çeken ve en sevdiğim * hastalık olan şizofreniye müzdarip bir adamdan bahsediliyor (en azından klipte böyle bir adam var,..).
Single’daki diğer şarkılar:
Zaten myspace’den uzun zamandır dinlemekteydik single’a ait parçaların özetlerini.. En hit parça The Enemy olsa da ben Beneath Black Skies’ı daha çok sevdiğimi söylemeliyim.
Aslında Nick’in sesini Shattered‘da olduğu gibi gaddarca ve tok kullanmasından yanayım (ki Savatage’ın One Child’ını Zak gibi söylediğini hayal eder dururum..).
Single’daki diğer şarkılar:
Okumaya devam edin.. (more…)
Geçen hafta Çarşamba sabahı Şenlik‘e katılmak için ayrıldığım Çanakkale’ye bir iki saat önce döndüm. Nete pek girme fırsatım olmadı, o yüzden adeti bozmayayım, verdiğim her uzunca aradan sonra yaptığım gibi listeleyeyim. Gün gün şenlik 2007‘de başımdan geçenler:
Neyse ki diğer konuşmacılar; ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nün kurucusu ve ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği Ögretim Üyesi Prof. Dr. Neşe Yalabık, Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Teknolojisi ve Programlama Bölüm Başkanı Reyyan Ayfer, 2001 yilinda Birleşmiş Milletler tarafindan “9 Başarili Türk İs Kadınları”ndan biri olarak seçilmiş, turk.internet.com sitesinin sahip olduğu Intervizyon şirketinin Genel Müdürü Füsun Nebil ve Bilkent Üniversitesi BilWIC Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Begüm Saygeçitli beni kurtardı.

Yukarıdaki fotoğraf da şenlikte çektiğim tek kare (ve dandik cep telefonu kamerasının bile bu güzel bağyanın şirinliğine toz kondurmadığına dikkat ediniz, ehem).
Gün geçmiyor ki Google başka bir orijinal fikirle karşımıza çıkmasın… Bu seferki de istatiksel otomatik çeviri. Halihazırda kullandığımız otomatik çeviri siteleri gibi varolan dil kurallarını ve sözlükleri kullanarak çeviri yapmak yerine, Google iki dil arasında insanlar tarafından çevirilmiş olabildiğince çok çeviriyi sisteme yüklüyerek bazı istatistikler çıkarıyor. Tabii bu mantığa göre sisteme ne kadar çok çeviri yüklenirse o kadar başarılı sonuçlar elde edilmiş oluyor. Elbette mükemmel bir çeviri elde etmeyi bekleyemeyiz ama yine de dil engelinin önemli boyutta ortadan kalkacağı kesin gibi gözüküyor.
Google’ın bu tip durumlarda, yani makinadan çok insanın tecrübeleri ve iş gücünü kullanarak çözüm sağlaması (bkz: Google Image Labeler isimli, resimleri etiketlemek ve daha doğru sonuçlar ortaya çıkarmak için karşılıklı oynanan bir oyun şeklinde gelişen cin uygulama (ki benim de saatlerimi almıştı zamanında), bkz: az önce bahsettiğimiz istatiksel çeviride daha önce insanların çevirmiş olduğu metinlerin kullanılması) bana Mekanik Türk’ü hatırlatıyor.
Mekanik Türk (Mechanical Turk, Satranç Oynayan Türk Otomatı) 1700′lü yıllarda Wolfgang Von Kempelen tarafından Viyana imparotoriçesi Maria Theresa için yapılmış bir satranç otomatıydı. Resimde de görüldüğü gibi bir kabinet üzerinde satranç tahtası, karşısında da kaftanlı, bıyıklı
zamane Türk’lerinden esinlenilmiş bir figür bulunuyordu. Bu otomat kurularak çalışıyordu ve sanki gerçek bir insanmış gibi satranç tahtasını tarıyor ve arada bir başını sallıyordu. Üstelik rakiplerini de yenebiliyordu. Otomatın içini açtığınızdaysa mekanik parçalardan başka birşey gözükmüyordu.
Yıllar yılı herkes bu esrarı çözmeye çalışmış, hatta Edgar Allan Poe bile bu konuda bir makale yazmıştı. Tabii en sonunda ortaya otomatın içinde usta bir satranççı olduğu ortaya çıkmıştı
![]()
Wikipedia’da konuyla ilgili çok güzel bir makale de var.
Bakalım Google’dan daha ne sürprizler göreceğiz?
Kabüllenemediğim bazı nedenlerden dolayı yaklaşık bir buçuk senedir görev yaptığım Seminer-CG‘den Necdet Hoca ile beraber ben de ayrıldım. Bu süre zarfı içinde grup çalışması ve insan ilişkileri bakımından güzel şeyler öğrendim; zaman içinde birlikte çalışmaktan keyif aldığım Barış, Löker, Çağlar (ve grupta olmamasına rağmen bize bizden çok yardım eden Doruk) gruptan ayrıldı… grupta çalışmayı hiç bırakmayacakmışız gibi gelse de şimdi de biz ayrılıyoruz. Yalnızca 2006′daki şenlikten bu yana 94 seminer gerçekleştirilmiş, aramıza 46 yeni konuşmacı katılmış, 78 yeni seminer notu hazırlanmış. Çalışma tempomuzu ve yaptıklarımızı bildiğim için, açıkçası içim çok rahat. Bu çalışma tempomuzun diğer çalışma gruplarına da örnek olmasını dilerim.
Herneyse. Ben de artık Seminer-CG’ye harcamakta olduğum zamanımı ve emeğimi Ulakbim‘e harcamaya karar verdim. Bakalım IPv6 Task Force olarak nelere imza atacağız
Not: Bu da günlüğüme 100. yazım.. Bir gruptan ayrılıp, yeni bir gruba katıldığımı haber vermem için bekliyormuş beni meğer..
Özlü SözC programmers never die. They are just cast into void.
--Edsger Dijkstra