Eskiler hep der ya; “Eski bayramların tadı kalmadı, neydi o günler..” diye.. Benim böyle serzenişlerde bulunmak için yaşım küçük maalesef; en fazla, eskisi gibi mahalledekilerle birlikte torba torba şeker toplayamadığıma üzülebilirim *.

Ancak, sevmediğim birşey var artık bayramlara dair. Bilirsiniz artık komşulukların nasıl olduğunu.. Kapınızın karşısında oturan insanları bile tanımayanlarımız var (ya da gördüğünde alelacele bir iyi günler savurup kaçan..). Hatta, sırf komşusuyla karşılaşmasın diye, sizi sokak kapısında gördüğü halde, kan ter içinde büyük bir eforla kendisini asansöre atıp kaçanlar bile var *.

Ama gelin görün ki; işte ben bu insanların bayram zamanları, *bayram* kisvesi altında ziyarete gelmelerini de hazmedemiyorum. Bu ikiyüzlülük değil de, ne olabilir? Anlamıyorum…

Ve böyle zamanlarda, -çok afedersiniz- acaba bu bayram kurban yerine komşuları mı kessem diye içimden geçmiyor deil :) (aman, aman.. ciddiye alan olur şimdi; şaka yapıyorum son söylediğim konu hakkında tabii ki :) )

Herneyse, dün nette dolaşırken karşılaştığımda, sanki eski bir arkadaşımı görmüş gibi sevindiğim bir oyundan bahsetmek istiyorum: Nethack. Nethack, çok severek oynamış olduğum, şu *rougelike* dedikleri türden bir oyundu. Beni Nethack’le tanıştıran şey ise —Knoppix’e göz atmış herkes hemen hatırlayacaktır— onun grafik versiyonu Nethack: Falcon’s Eye‘dı. İlk başlarda biraz Nox, biraz da Ultima havasına sahip bir RPG oyunu olarak çekici geliyor insana. Bu arada, Nethack’e önyargılı olanlar için hemen söyleyeyim; oyun 85′ten beri * geliştiriliyor ve ilk sürümü 87′de çıkmış. Nethack’in ekran görüntüsü için buraya, Falcon’s Eye için buraya tıkk.

Diğer güzel haber de; yine *rougelike* bir oyun olan Lost Labyrinth’in bugün 2.2.0 sürümünün çıkması.Lost Labyrinth, hoş grafiklere sahip bir *mini nethack* aslında. Ayrıntılı bilgiyi burada bulabilirsiniz.

Dün, abim elinde Madagaskar DVD’siyle gelmiş. Pek kötü olmayan, pek de iyi sayılmaz bir animasyon filmi. Newyork’ta bir hayvanat bahçesinde yaşayan bir kaç hayvan, sonra canı sıkılıp kaçan bir zebra falan.. Sonra arkadaşları kaçan zebrayı geri getirmek için uğraşırken Madagaskar adasına düşerler, ve olaylar gelişir.. Benim asıl koptuğum yer ise, filmdeki penguenler. Öyle komik hareketleri var ki, gülmekten kopmamak elde değil. Buraya da koyayım da tam olsun reklamımız :) Ciddi olarak söylüyorum, hepinizin görmesi gerek bu fırlama penguenleri..

.