PINguAR.org
Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği, 30 Mart’ı; “Kadın ve Bilişim Günü” olarak literatüre geçirmeyi hedefliyor. Bu yıl, “Teknolojiye Başlıyoruz!” teması çerçevesinde teknolojiyi kadınların yaşamına daha fazla entegre etmek amacıyla yola çıkıldı. Bugün de * “teknolojiyle başaran” kadınların konuşmacı olarak katıldığı bir etkinlik düzenlendi.
Etkinlikte, kadınların özel hayatının temel öğeleri; aile ve çocuk eğitiminden tutun kişisel gelişim gibi geniş yelpazede konular hakkında standlar kuruldu ve belki bir çok kadın ilk kez bilgisayar ve interneti “keşfetme” imkanı buldu.
Güzel bir şey tabii. Kadın ve teknoloji arasındaki bariyerleri kaldırmak ve kadınların bilgisayar ve internet kullanarak yaşamlarına değer katmalarını sağlamak adına güzel bir şey.
Bu tür etkinliklerin artmasını temenni etmenin yanında, aslında herkesin yapabileceği basit ama yararlı bir çok şey var. Kadınların neden “Linux’tan uzak durdukları” bir yana, neden bilgisayar dünyasının dışında kaldıkları hakkında biraz düşünebilir ve bu durumu iyileştirmenin yollarını arayabiliriz. En azından belli başlı önyargıları kafamızdan atıp, nasıl daha çok kadını bilgisayar ile ve belki bir adım ilerisi; Linux ile tanıştırabiliriz bunları düşünmemiz gerek.
Yoksa siz hala, “Kadınlar bilgisayardan * uzak duruyorlar, çünkü öyle istiyorlar!” diyenlerden misiniz? O zaman değerli vaktinizin bir bölümünü bu belgeye ayırmanız fikirlerinizin bir parça değişmesine yol açacaktır - diye umuyorum.
Son zamanlarda, Matz’a harakiri yaptıracak cinsten olaylara karıştım… Evet.. İtiraf ediyorum; son bir kaç zamandır, Ruby’yi aldatıyorum! Üstelik hem Java, hem de Python ile!
Zaten, hayatım hep ironik olaylarla çerçevelenmiştir, ama böylesi hoş oldu açıkçası
Zaten bu iki dili de biraz kurcalamak istiyordum daha önceden. Ama fırsat olmamıştı hiç. Artık var; bendenizin Perşembe & Cuma; Python; Çarşamba & Cuma da Java dersi var.
Şimdilik her ikisiyle de iyi gidiyor, ancak en büyük vicdan azabını eve gelip Ruby kodlarken hissediyorum
Neyse, bir süre sonra, Python ve Java programcılarının Ruby’le, Ruby’cilerin de diğerleriyle derdi neymiş, anlayacağız galiba…
Sonradan gelen edit:
moon@debian:~$ free -m
total used free shared buffers cached
Mem: 250 248 2 0 1 45
-/+ buffers/cache: 202 48
Swap: 729 233 495
İnsaf diyorum. Alt tarafı Eclipse’de iki üç basit Java kodu yazıyorum. Benim sistem mi görmeyeli iyice kaplumbağa olmuş yoksa Eclipse kullanmak için bir canavara mı sahip olmak gerek?
Çanakkale’de okumanın en güzel yanlarından biri ruhu olan bir şehirde yaşıyor olmak. Dün de, dünyanın görüp görebileceği en centilmen, en örnek alınası zaferi kutladı Çanakkale’de. Edeceğim bir kaç kelamdan önce; Atatürk’ün ağzından şu çok sevdiğim cümleleri yazayım bir kenara;
— — — —
Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar, gözyaşlarınızı siliniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır Huzur içindedirler; onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.
— — — —
İşte dün, o yaşlı insanları dünyanın bir ucundan buralara getiren şey, onları yüreklerinden kavrayıp da buraya getiren şey, yukarıda yazılı olan cümleler bence. İşte, öyle bir ruh vardı o savaşta; mertlik denen şey, böyle bir şeydi. Bugün, hala eski düşman, yeni dostlar kucaklaşabiliyorlarsa coşkuyla; bu yüzdendir diyorum.
Ancak, bir çok şeyin farkında olmadığımız da çok açık… O insanların uğruna can verdikleri değerler unutulmuş gözüküyor. Ama yine de ben diyorum ki; bir gün gelecek; artık kafamıza bir sopa mı yiyeceğiz de aklımız başımıza gelecek bilemiyorum *; bu uyuşukluktan kurtulacağız. Etrafımıza bakıp, olan bitenin farkına varıp harekete geçecek gençlik… Ama şimdilik yürümüyor gibi
Not: Nasıl çoşkuyla başlayıp, böylesine -karamsarlık mı denir bilemiyorum- bir sonla bitirdim bu yazıyı ben de anlamadım. Ama tam olarak hissettiklerim buna yakın sanırsam..
Orijinal esin kaynağı buradan, benim esin kaynağım Planet Lisp‘den.

Kendi halime gülsem mi, ağlasam mı şaşırdım :)
Bazen diyorum, nette komunite olmaya ne meraklıyız. Mesela multi oynarken gösterdiğimiz dayanışmayı, gerçek hayatta gösterip de bişeyler becerebilsek.. güzel olurdu diyorum.
Mesela Ogame… Bu saçma sapan oyunun (ki geçen sene 1 adet dersten kalmama sebep olan oyunun ismi de ogame’di
) ne kadar basit/yavan/sığ olduğu bir yana, uzun zaman sonra dışardan baktığımda niçin bu oyunu oynadığı(m)ızı az çok tahmin edebiliyorum.
Kazanma hırsı bir kenara.. O ayrı bir olay — bazıları için. Aslında oyunu oynama amacı, binlerce kişiyle beraber olma hissi. Un-yalnızlık ve komün olma hissi. Bazen beraber hareket etme, bazen arkadaşlarına sahip çıkma hissi. Bazen de salt arkadaşlık hissi… Mesela, 40 küsür yaşında bir sağlık müdürünün de Linux kurduğumuzda Ogame’in çalışıp çalışmayacağına dair * duyduğu endişe de bu duygulardan pek uzak olmasa gerek…
Herneyse, getirdiği bu minik + özelliklerin yanında, aslında yine dışardan bakınca bi zıkkıma yaramayan, eğer bu oyun strateji oyunu sayılacaksa şimdiye kadar oynadığım bilimum real time ya da turn based olsun, Warcraft’ı AoE’si Civi’si HOMM’u olsun, kendimi boşuna mı parçaladığımı sorgulamam gereken, oyun-cuk …
İnkar etmiyorum, ne onunla ne de onsuz geçirdiğim zamanlar da olmuştur elbet. Ben oyunu kendi çabalarımla (bazen de dikkatsizlikle tüm filoyu uçurduğum zamanlar) bıraktığım için, bunun ne zor bir iş olduğunu biliyorum. Bırakma dönemindeki zor zamanlarımda, yanımda noogame yoktu tabii
Ama artık sizin için var
Buyrun, bir başlangıç yapın…
Özlü SözIf you can't find a good name for a function, then perhaps it is not a good function to write.
--Steve McConnell, Code Complete